Makaleler

Türkiye Cumhuriyeti ve UNICEF işbirliği ile geliştirilip Avrupa Birliği’nin mali ve UNICEF’in teknik desteği ile 2008-2009 yıllarında gerçekleştirilen “Önce Çocuklar: Çocuk Koruma Me- kanizmalarının İl Düzeyinde Modellenmesi Projesi” içerisinde alt proje bünyesindeki “üniver- sitelerde çocuk koruma merkezleri yapılandırılması” çalışmaları, “Üniversite Çocuk Koruma Uygulama ve Araştırma Merkezlerinin” kurulması önermesiyle sonuçlanmıştır. Merkezlerin kurulmasıyla birlikte üniversitelerin tüm olanakları kullanılarak korunma ihtiyacı olan çocukla- rın tanı, tedavi, korunma ve izlenmelerine dair eğitim, uygulama ve araştırmaların yapılacağı ortam sağlanabileceği düşünülmüştür. Çok sevindiricidir ki “Merkez” kurma önerisi üniversitelerimizce beklenenin üstünde ilgi gör- müş, Proje sonlanmadan birçok üniversitemizde kuruluş çalışmaları başlatılmış, proje öncesi kurulmuş olan Gazi Üniversitesi yanında Erciyes, Marmara, Cumhuriyet, Kocaeli, Çukurova Üniversiteleri merkez kuruluşlarını tamamlamıştır. Çok yakında Mersin Üniversitesi’nde de merkez kuruluşunun gerçekleşmesi beklenmektedir. Proje sonrası, UNICEF’ in teknik desteğiyle; Marmara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Erciyes Üniversitesi’nin Çocuk Koruma Uygulama ve Araştırma Merkez / Birimlerinin öğretim üyeleri, “Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği ” ve “Çocuk İstisma- rını ve İhmalini Önleme Derneği” temsilcileriyle birlikte üniversite çocuk koruma uygulama ve araştırma merkezleri/birimleri arasında eşgüdüm çalışmaları başlatmışlardır. Eşgüdüm çalışmaları; yeni merkezlerin kurulması, kurulmuş merkezlerin geliştirilmesi, mer- kezler arası eşgüdümün sağlanması, çocuk koruma birimlerinin eşyetkilendirilmesi, çocuk koruma birimlerinde çalışacak olan uzmanların bilgi, becerilerinin geliştirilmesi ve belgelen- dirilmesi, eğitim programlarının geliştirilmesi ve eğitim materyallerinin hazırlanması gibi bir dizi alanı kapsamaktadır. Sizlere sunduğumuz bu kitap, söz edilen çalışmaların bir ürünüdür. İhmal ve istismara uğrayan çocuğa bütüncül yaklaşımın tartışıldığı bir başvuru kitabıdır ve merkez çalışanları için eğitim amaçlı hazırlanmıştır. Üniversitelerimizin Çocuk Koruma Merkezleri’nde görev alan çok sayıda deneyimli öğretim üyesi, çocukların ihmal ve istismarının önlenmesi çalışmalarına, heves ve heyecanla katkı sağlamaktadırlar. Merkezler arasında eşgüdümünün sağlanması ile birlikte çocuk koruma alanındaki çalışmaların gelişerek artacağı ve çocuklarımıza daha güvenli bir yaşam ortamı sunulacağı umudunu taşımaktayız.

Amaç: Bu çalışmanın amacı; ergen annelerin depresyon ve anksiyete düzeyleri ile çocukluk çağı örselenme yaşantılarının yetişkin anneler ile karşılaştırılması ve bu hususta alınması gereken önlemlere dikkat çekmektir. Yöntem: Çalışmaya, Ankara Çocuk İzlem Merkezinde beyanı alınmak üzere getirilmiş 31 ergen anne ile bir devlet hastanesinin çocuk hastalıkları polikliniğine çocuğunu getirmiş, ilk gebeliğinde 18 yaş üstünde olan 37 anne alınmıştır. Katılımcıların yaşı, eğitim durumları, cinsel bilgi düzeyleri ve aile özelliklerini edinmeye yönelik bilgi formunu, Beck depresyon, Beck anksiyete, ve çocukluk travma ölçeğini doldurması istenmiştir. Elde edilen veriler SPSS paket programına girilerek gerekli istatistikler uygulanmıştır. Sonuç: Araştırmaya alınan ergenlerin yaş ortalaması 16.1±0.8 (14-18 yaş arasında) iken %90.3’ünün okulu bıraktığı (n=28), ve %64.5’inin (n=20) geleceğe dönük eğitim planı olmadığı saptanmıştır. Ergen annelerin ortalama depresyon belirti şiddeti 6.9±7.9 iken anksiyete belirti şiddeti 5.8±8.1’di. Ergen annelerin depresyon ve anksiyete belirti düzeyleri yetişkin annelere göre anlamlı oranda daha düşüktü (sırasıyla p=0.012, t=-2.56; p=0.005, t=-2.24). Ergenlerin %16.1’i (n=5) çocukluk çağında fiziksel istismar mağduru olduğunu tanımlarken, %22.6’sı (n=7) duygusal istismar, %35.5’i (n=11) duygusal ihmal ve %3.2’si (n=1) fiziksel ihmal mağduru olduğunu tanımlamıştır. Yalnızca bir çocuk (%3.2) cinsel istismar mağduru olduğunu belirtmiştir. Yapılan karşılaştırmalarda yetişkinlerin çocukluk çağı travma bildirimleri cinsel istismar ve duygusal istismar için anlamlı oranda daha yüksek iken (sırasıyla p=0.000; p=0.001) gruplar arasında fiziksel istismar yaşantısı açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0.150). Tartışma: Çalışma sonuçları alan yazında tanımlanan veriler ile çelişmektedir. Çalışmaya katılan gençlerin ifade sonrası yapılan psikiyatrik değerlendirmeyi adli sürecin bir parçası olarak yorumlamış olabileceği ve bunun öz bildirime dayalı ölçeklerin doldurulmasında biasa neden olmuş olabileceği düşünülmüştür. Ülkemizde çocuk yaşta evlilikler ve gebeliklerin psikiyatrik neden ve sonuçlarına ilişkin araştırma verileri sınırlıdır. Bu sonuçlar, ergenlerin kendilerini cinsel istismar mağduru olarak görmediğini göstermiştir. Sonuç olarak, ergen gebeliklerinde ilk ruhsal değerlendirmenin yanı sıra takip çalışmalarına ihtiyaç olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: ergen evliliği, cinsel istismar, depresyon, anksiyete

GİRİŞ: Cinsel disfori; kişinin biyolojik cinsiyeti ile ilişkili özelliklerden aşırı rahatsızlık duyması, bunları gizleme çabası içerisinde olması, karşı cinsiyetin birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerine sahip olmaya yoğun arzu duyması ve kendisine karşı cinsiyetten biriymiş gibi davranılma isteğini belirten kavramdır. ICD-10’da ‘cinsel kimlik bozuklukları’ içinde ‘transseksüalizm’ olarak tanımlanmış olup DSM-IV’te de benzer şekilde ‘cinsel kimlik bozukluğu’ ifadesi bulunmasına rağmen, DSM-5 ile bu tablo ‘cinsiyet disforisi (cinsel kimliğinden hoşnut olmama)’ olarak tanımlanmıştır. Etyolojide rol oynayan faktörler biyolojik ve psikososyal faktörler olarak iki ana başlık altında incelenebilir. Bu yazıda psikososyal faktörlerden olan cinsel istismar sonrası gelişen cinsel disfori olgusu sunulacaktır. OLGU: S.A.16 yaş, kız hasta 10.sınıf öğrencisi, kendisinden ve babasından alınan bilgiye göre yaklaşık 2.5 yıl önce anne-babası boşanmış olup, kendisi ve iki erkek kardeşi 5 ay kadar annesi ile yaşamaya devam etmiştir. O dönemde annesinin 50 yaşında olan erkek arkadaşı eve gidip gelmekteymiş ve hastamız ara ara gitar çalıp şarkı söyleyerek onları eğlendirmekteymiş. Hastamıza telefon alma niyeti ile annesinden izin alarak arabasına bindiren bu kişi telefonu aldıktan sonra hastamızdan sevgi öpücüğü olarak kendisini dudaktan öpmesini istemiş, sonrasında ise göğüs ve bacak aralarına dokunarak cinsel istismarda bulunmuştur. Hastamız eve geldiğinde durumu annesi ile paylaştığını; fakat annesinin kendisine inanmayarak o kişiden özür dilettirdiğini belirtmiştir. Sonrasında babası ile konuşarak kardeşleri ile babasının yanına yerleşmiş ve ÇİM’e başvurarak şikâyetçi olmuşlardır. Cinsel istismar olayının hemen ardından hastamızda saçlarını erkek tıraşı kestirme, erkeksi davranış ve tutumlar gelişmesi nedeniyle babası durumu kendisi ile konuşunca; S.A. aslında yaklaşık bir yıldır kendisini erkek gibi hissettiğini ve artık net bir şekilde erkek olmak istediğini belirtmiştir. Zamanla erkek iç çamaşırları giyme, göğsünü sıkı bandaj ile sararak gizleme gibi durumları fark eden baba, hastamızın da ısrarlı cinsiyet değiştirme ameliyatı isteği üzerine çocuğu polikliniğimize getirmiştir. Çocuk ile yapılan ayrıntılı görüşmede sosyal medyada kendi fotoğrafı ile erkek olarak açtığı hesabının olduğu, insanların kendisine o isimle seslenilmesi talebinin olduğu, bu kimliğiyle kız sevgili edindiği, kısa süreli olarak çalıştığı bir okul kantininde yine kendini erkek olarak tanıttığı, haftanın beş günü spor olarak boksa gittiği öğrenilmiştir. Cinsiyeti ile ilgili alay edilme durumlarında belirgin olmakla beraber anlaşılmadığını hissettiğinde de şiddetli öfke patlamaları olmaktaymış. Mental durum muayenesinde zaman zaman feminen zaman zaman maskülen tutumları dikkat çeken hastanın, sesi ve giyimi erkeksi, duygulanımı depresif ve anksiyöz olup cinsiyet değişim ameliyatı olmazsa yaşamak istemediği şeklinde ifadeler kullandığı, yapılan TAT’da sık sık intihar söylemlerinin olduğu dikkat çekmiştir. TARTIŞMA: Cinsel kimlik gelişimini etkileyen başlıca psikososyal faktörler; yaşamın ilk yıllarındaki deneyimler, uygun özdeşim örneklerinin varlığı ve yetiştirilme biçimidir. Anne, baba ve kardeşlerle doyurucu olmayan ilişki, reddedilme, çocukluk çağı ihmal ve istismar öyküsü, aile içi şiddet ve ayrı yaşama etiyolojide rol oynayan diğer faktörlerdir. Toplum ve ebeveynler aynalama ile çocuğun kendilik algısını geliştirir ve güçlendirir. Transseksüel bireylerde bu süreçlerin gelişimi ve tamamlanması ile ilgili sorunlar olduğu ileri sürülmüştür. Cinsel taciz sonrası cinsel disfori belirtilerinin ortaya çıktığı olgumuzda da öncesinde uygun özdeşim yapabileceği bir annenin olmaması, ebeveynleri ile duygusal anlamda doyurucu ilişki yaşamamış olması, anne-baba ayrılığı hazırlayıcı faktörler olmuştur. İstismar ile beraber ise eşik-altı olan belirtiler, güçlü ısrarlı ve sürekli bir şekilde ortaya çıkmıştır. Çocukluk yıllarında yaşanan travmaların kimlik çatışmalarına yol açabileceği, kimlik çatışmalarının da transseksüalite ile sonuçlanabileceği bilinmektedir. Olgu örneğimizde psikososyal faktörlerden cinsel istismarın cinsel disfori gelişimindeki rolü açıklanmaya çalışılmıştır.